Yalnızca ölenlerin mi yası tutulur?
Yalnızca ölenlerin mi yası tutulur, yoksa gidenlerin ardından da mateme bürünür mü terk edilenler ve geride bırakılanlar? Başka bir seçenek yok sanırdım eskiden. Biri gittiğinde, terk edilen veya kalan, geride bırakılan olursun çünkü. Yolun bir noktasında sözün geçmez artık ayaklarına ve asfalt; eli bastonlu huysuz, yaşlı ve kin dolu bir adamdır; erir ayak tabanlarının altında. Oracıkta kalakalırsın. Bir adıma daha muhtaçsındır. İlerlemeye muhtaçsındır. Bildiğin tek şey adım atmaktır. Bir tanesine daha. Bir tane. Bir tane. Bir tane daha… Atabilsen keşke. Koşabilsen peşinden. Durmasan öyle. Ya da o gitmese.
Peşinden gitmek istemediğinden değil, gidemeyeceğinden kalırsın. Gidenin nankör adımlarıyla yol alışı muazzam bir geleceğe koştuğundan mıdır yoksa keyfi ve kahyâsı mı sorumludur bu karardan, bilinmez. Söylenene göre, insanları da bu bilinmezlik yaşatmıştır çoktan öldükleri şehirlerde.
Bir zamanlar yerle gök arasında süregelen savaşlardan birinde insanlar onurları, çocukları ve torunları için savaşmış. Topla tüfekle, kılıçla kalkanla gecesi gündüzüne karışmış bu savaşçıların kazandıkları; kanlarını akıtıp derinlerdeki kuru köklere can verdikleri, çürüyen cesetleriyle besledikleri bu topraklar; kral, sultan, padişah kabul etmezmiş hiç… Tapınacak birini bulamayan insanlar delirmiş. Cennet bu topraklarmış aslında cayır cayır yaktıkları. Herkes kendi cehennemini kendi seçmiş.
Düzenini sağlamak için feda ettikleri ruhları; o ruhların hepsi birer kukla, hepsi küçücük çocuklara aitmiş.
2021©2026 Epsilon Yayınevi
Telif hakları saklıdır.